![]() Çin'in Doğu Türkistan'daki vahşetleri, uluslararası kaynaklar tarafından ayrıntılı olarak rapor edilmiştir. Uluslararası Af Örgütü'nün bu konudaki özel yayınında belirtildiği gibi, Uygur Müslümanları işkence ve infazlarla yok edilmek istenmektedir. |
Uygur Türkleri'nin dini vecibelerini yerine getirmelerine izin verilmedi, ibadet yerleri ve okulları kapatıldı, bölgenin birçok yerinde din adamları tutuklandı, büyük bir kısmı ise öldürüldü. Çin, Uygur Özerk bölgesinde hiçbir önlem almadan nükleer denemeler yaptı. 1964 yılından bu yana 46 nükleer deneme gerçekleştirildi. Bu nükleer denemelerin sonucunda Uygur Türkleri arasında kanser oranı olağanüstü derecede arttı, pek çok çocuk sakat veya ölü olarak doğdu.
1949-1952 yılları arasında 2.800.000, 1952-1957 yılları arasında 3.509.000, 1958-1960 yılları arasında 6.700.000, 1961-1965 yılları arasında 13.300.000 Müslüman Uygur Türkü Çinliler tarafından çeşitli yöntemlerle öldürüldü. Müslüman Uygurların 1 taneden fazla çocuk sahibi olmalarının yasaklandığı Doğu Türkistan'da, bu yasağa uymayanların çocukları anne rahminde kürtajla katledildi.
Mao döneminde başlayan bu uygulamalar halen devam etmektedir. Zorunlu göç, zorunlu nüfus planlaması ve katliamlar neticesinde Uygurlu Türkler, Doğu Türkistan topraklarında azınlık konumuna düşürülmüştür. 1953 yılından bu yana sürdürülen asimilasyon politikası sonucunda Uygur Özerk Bölgesi'nde yüzde 75 olan Müslüman nüfus oranı günümüzde yüzde 35'lere kadar düşmüştür. Bugün 25 milyonu aşkın Doğu Türkistanlı Müslüman, Çin baskısı altındadır. Binlerce Müslüman siyasi tutuklunun bulunduğu bölgede gözaltına alınan insanlardan bir daha haber alınamamaktadır. Komünist Çin rejiminin vahşet elinin uzandığı bir diğer ülke ise Tibet'tir. Tibet, Çin'deki komünist devrimin hemen ertesi yılı, yani 1950'de Çin ordusu tarafından işgal edilmiştir. Çin, burayı kendisine bağlı özerk bir bölge haline getirmiş, Tibetliler de bunu kabul etmişlerdir. Ancak Çin'in Tibet halkı üzerindeki baskısı giderek artmıştır. Çin yönetimi, Tibet köylülerini mahsullerini çok düşük fiyata satmak zorunda bırakmış, ülkedeki bütün önemli kurumlara Çinli yerleşimcileri atamış, en ufak bir direniş ifadesini çok kanlı ve zalim yöntemlerle bastırmıştır. Tibet'in Çin'e karşı direnişini yıllar boyu yöneten Dalai Lama, Çin komünizminin halkına uyguladığı vahşeti şöyle anlatır:
(Tibetliler) yalnız kurşunlanmakla kalmadı; öldüresiye dövüldüler, çarmıha gerildiler, canlı canlı yakıldılar, boğuldular, parçalandılar, açlıktan öldürüldüler, boğazlandılar, asıldılar, haşlandılar, canlı olarak toprağa gömüldüler, kollarından bacaklarından gerilerek parçalandılar ya da kafaları koparıldı.93
KIZIL ÇİN'İN DARWINİST VAHŞET SÜRÜYOR ![]() ![]() ![]() Kitap boyunca pek çok örneğini gördüğümüz gibi, Darwinist-komünist anlayışa sahip olan bir devlet, kendi çıkarları için halkına, vatandaşına, soydaşına eziyet eder, katliam yapar, onları aç bırakır, sefalete sürükler. Darwinist-komünist devlette önemli olan halkın refahı, mutluluğu, huzuru ve güvenliği değil, kendi hakimiyetinin güçlenmesidir. Rusya ve Çin, bu zalim devlet anlayışının günümüzdeki iki örneğidir. 2000 yılı sonlarında, yeni doğmuş bir bebeğin, Çinli devlet memurları tarafından, ailesinin gözü önünde, hiç acımadan boğularak öldürülmesi, söz konusu zalim Darwinist-komünist anlayışın çarpıcı bir örneğidir. Benzer vahşetler Çin işgali altındaki Müslüman Doğu Türkistan'da sürekli uygulanmaktadır. Darwinizm'in insanları değersiz hayvanlar olarak gösteren, yaşamı çıkarlar için mücadele alanı olarak tanıtan telkinleri ise bu zalimliklerin çıkış noktasıdır. Tüm bu vahşetlerin ortadan kalkması ve insanların barış ve huzura kavuşması ise, söz konusu Darwinist ideolojinin silinmesiyle mümkün olacaktır. |




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder